Ulusal Uyanış - Gerçekleri Konuşmaktan Korkmayınız!

10.6.2008

Tuncay Temiz - Bazen, Birdenbire, Apansız...

 

Hiç beklemediğiniz anda anılarınız çıkıp geliverir bir yerlerden birer birer.
 
Ne oldu sana diye soran yüzler... Kırgın bakan... Gülümseyen yüzler. Bir köşede ağlamaklı biri, başka bir köşede ise çekip gitmekte olan bir silüet.
 
Davetsiz misafirler... Belki de davet ettin!
 
Bir anı bombardımanı başlamıştır artık. Hem de sığınağının tam içinde.
Şarapnel parçaları gibidir anılar, hedef gözetmeksizin yayılırlar boşlukta, sımsıkı saran kollar uzanır bir kuytudan, mutlusundur bir an ve bir anda da o kolların başkasına uzandığını görürsün. Çoktandır hiç görmediğin yüzler merhaba der sana.
 
Güneş tutulması kadar süren bir anda, aklın da tutulmuştur. İstemsizce akar anıların dışarı doğru, hızlandırılmış filmler gibi, bir geri sarım gibi. Gözyaşların gülümsemelerine karışır, gururların pişmanlıklarına, merhabaların elvedalarına, sevgilerin nefretlerine.
İçinde tutsak kıldığın her bir yaşam parçası, artık yüreğini talan eden bir istila ordusuna dönüşmüştür.
 
Elebaşları gelir sorar bazen, "Hadi, bizi özgür kılma zamanın hala gelmedi m?" diye.

Hadi teslim olalım, tüm bastırılmış anılarımızı özgür kılalım, içimizde atılsın o büyük özgürlüğün,
"Ben herşeyimle buyum" diyebilmenin,
ilk adımları...

 
TUNCAY TEMİZ


Not: Sevgili Tuncay, aşağıdaki ikinci şiiri senin bu yazını okumadan önce yazmıştım ama ana izlek aynı olmuş. (Barış)

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8.6.2008

Bir ömürde dört beş, bir günde iki şiir...

Şiirin adı olmaz!

1. Saat:16.50 Gün: 7.6.2008
Yoksul ve onurludur insanları
yiğittirler, seymendirler ancak,
yenemediler tefecileri, bezirgânları.
Ankara'da bir mahalle burası,
             bilir misin? - Pursaklar
Çok aç uyudular, çok yutkundular belki ama,
haram lokma geçirmedi kursaklar!

2. Saat: 3.40 Gün 8.6.2008

Gün sayanlar yeniden başlar derler sigaraya,
gün saymadım senden sonra Merve.
Mutlu oldum elbet ama
rüyalar hala niye senle?

Sen gönlünce yaşa, mutlu ol da isterim,
ama artık muradıma eremem.
Ne olur sen de erme.

3. Saat 3.48 Gün 8.6.2008
Öyle değilmiş Ersin yoldaş,
bildiğin gibi değilmiş.
...
Bu şiiri tamamlamak için biraz zaman gerekirmiş.
---
Ersin Çıldır kardeşim, ışıklar içinde uyu.



Bu da kişisel uyanış olsun!
Yutmayan varsa gargara yapaaaar.
Barış
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27.5.2008

Basın Açıklaması: 27 MAYIS KUVAYİMİLLİYE'NİN, 12 MART VE 12 EYLÜL AB-D MANDACILIĞININ DEVAMIDIR!

27 MAYIS KUVAYİMİLLİYE'NİN,

12 MART VE 12 EYLÜL AB-D MANDACILIĞININ DEVAMIDIR!

27 MAYIS POLİTİK DEVRİMİNİ SELAMLIYOR VE SAHİP ÇIKIYORUZ!

      Bugün 27 Mayıs Politik devriminin 48. yıldönümü..

      Bugün 1950 yılından 1960 yılına kadar Milli Kurtuluşla kazanılan bağımsızlığa darbe vuran, Ülkemizi yabancı parababaları örgütlerinin yönettiği bir Türkiye haline getiren Bayar-Menderes Diktatörlüğünün Ordu Gençliğimizin vuruşu ile bir gecede yıkıldığı günün yıldönümüdür.

      Vatanımızı AB-D'ye peşkeş çeken, demokrasi getireceğiz diyerek yola çıkan ancak, "Arapça ezanı" getiren, kendisinden olmayanları vatan haini ilan eden ve kurdukları Vatan Cepheleri ile yurttaşları Demokrat Partililer ve diğerleri olarak ikiye bölen, Tahkikat Komisyonu ile yargı yetkisini eline alıp kendisini eleştiren basına sansür uygulayan, keyfi tutuklamalar yapan, Fatin Rüştü Zorlu'nun Dışişleri Bakanı olup olmayacağını ABD'ye sorup onaylatacak kadar ABD uşağı olan bu iktidar döneminde hak ve özgürlükler askıya alınmış, muhalefet liderleri taş yağmuruna tutulmuşlardır.

      Bayar-Menderes Diktatörlüğü döneminde Kore'ye asker gönderilmiş ve NATO'ya girilmiştir. Böylece ABD uşaklığının göstergesi olarak, Coniler ölmesin diye halk çocukları yabancı ülkelerde cepheye sürülmüşler. Kurtuluş Savaşı sırasında vatan kurtarmak için yedi düveli dize getiren halk çocukları bu kez ABD emperyalizminin çıkarları uğruna savaşa gönderilmiştir

      AB-D uşaklığı konusunda sınır tanımayan Bayar-Menderes Diktatörlüğüne karşı gençliğimiz ayağa kalkmış 27-28 Nisan olayları olarak yakın tarihimize geçen başkaldırılarda Nedim Özpolat, Turan Emeksiz, gibi yurtsever gençlerimiz şehit düşmüşlerdir. 27 Mayıs günü de Teğmen Ali İhsan Kalmaz şehit düşmüştür. Fakat baskıya ve zulme karşı direnen bu gençlerimizin kanı yerde kalmamıştır.

      Ordu içindeki Genç Subaylar, DP İktidarının, ulusal onur ve değerlerden yoksun, yabancı Parababalarının uşağı olmuş yerli Finans-Kapitalistler ve Tefeci-Bezirgânlardan oluştuğunu, yapacağı her uygulamayı, çıkartacağı her kanunu ABD'ye danışarak, onun direktifleri doğrultusunda yaptığını görmüşler ve Jöntürk gelenekli ordu gençliğimiz Bayar-Menderes Diktatörlüğüne karşı örgütlenmiş ve bu hayasızca gidişe dur diyerek bir gecede zalim diktatörleri alaşağı etmiştir. Anlamışlardı ki bu iktidar Halka ve Vatana ihanet içindedir, devrilmesi yurtseverlik gereğidir… Tanzimat'ta, Meşrutiyet'te ve Birinci Milli Kurtuluş'ta da Ordu Gençliği aynı şekilde davranmıştı.

      27 Mayıs 1960 Politik Devriminden sonra 1961 Anayasası ile Türkiye tarihinin en ileri Anayasası hazırlanmıştır. Bu Anayasa ile kısmi demokratik haklar kazanılmış ve sosyalizmin önü açılmıştır. 1961 Anayasası ile direnme hakkı tanınan işçiler ve emekçiler grevli toplu sözleşmeli sendika hakkına kavuşmuştur. Üniversiteler özerk hale getirilmiştir. Bu demokratik kazanımların giderek yaygınlaşması sosyalist örgütlenmelerin önünü açmıştır.

      İşçi sınıfımız 61 Anayasası ile getirilen sendikal haklarına sahip çıkarak sarı sendikacılığa dur diyerek DİSK'i kurmuş ve örgütlenmeye hız vermiştir. Demirel hükümetinin sendikal haklarına yönelik saldırılarını 15-16 Haziran 1970 Şanlı Direnişi ile püskürtmüş ve yapılmak istenilen yasa değişikliklerini geri aldırmıştır.

      Gençliğimiz ayağa kalkarak örgütlenmiş, ABD emperyalizmine karşı eylemler yoğunlaşmıştır. Gericiler de bu dönemde ABD uşaklığı ile devrimci-yurtsever gençlere saldırılar düzenleyerek Kanlı Pazarları yaratmışlardır.

      1960 Politik Devriminin kazanımları yerli-yabancı parababalarının hoşuna gitmemiş ve bu kazanımları yok etmek için ordu içindeki faşist generaller aracılığıyla 12 Mart faşist darbesi gerçekleştirilmiştir. Generaller 1961 Anayasasının getirdiği kazanımları yok etmeye çalışmışlar ve kısmen de başarmışlardır. ABD Emperyalizmine ve ortaçağcı İrticaya karşı direnen üç yiğit devrimci gençlik önderi Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan asılmışlardır. Kızıldere'de Mahir Çayan ve arkadaşları katledilmişlerdir.

      Bu bile yetmemiştir. Giderek artan halk muhalefetini bastırmak için kontrgerilla eylemleri yoğunlaştırılmış Çorum, Maraş katliamları ile faşist saldırılar arttırılmış ve "Sağ sol çatışması" süsü verdirilmiştir. Halkın gözünde meşruluk kazanmak için yapılan bu kontrgerilla eylemleri sonuç vermiş, Halk bıktırılmış, devrimcilerin örgütsüz ve dağınık olmasından da yararlanarak 12 Eylül Faşist darbesi gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak 12 Mart ve 12 Eylül Faşist Darbelerinin CIA tarafından planlandığını ve yaptırıldığını bugün namuslu her aydın bilmektedir, söylemektedir.

      Bu faşist darbelerin amacı, 27 Mayıs Devrimi'nin sınırlı da olsa getirdiği özgürlük ortamını yok etmek, halkın hak arama yollarını tıkamak, sosyalistlerin ve sosyalist kültürün izini tozunu silmek ve de Türkiye'yi AB'ye sokarak vatanı tümden Batılı emperyalistlere satmaktı. Bunun için de Halkın sesi kesilmeliydi… İşte ABD, 12 Mart ve 12 Eylül Faşist Darbelerini bu sebepten yaptırmıştır…

      Görüldüğü gibi, bir tarafta ordu gençliğinin gerçekleştirdiği ve demokratik kazanımlar getiren 1960 Politik Devrimi, diğer tarafta ordu fosilleri tarafından gerçekleştirilen, halklara gözyaşı ve kan getiren Amerikancı 12 Mart  ve 12 Eylül faşist darbeleri.. Biz Kurtuluş Partililer tarafız ve 1960 politik Devrimini sahipleniyoruz. Faşist Darbelere karşıyız ve lanetliyoruz.

      Bugün ise AB-D, Tayyipgiller maşasıyla-kuklasıyla Türkiye'yi altı yıldan beri yönetmektedir. Tayyipgiller, A. Menderes'lerin, C. Bayar'ların devamcılarıdırlar. Ülkemizi ve Halkımızı Ortaçağ'ın karanlıklarına sürüklemek, Yerli-Yabancı Parababaları için sağmal sürü haline getirilmiş, meczuplaştırılmış bir halk yaratmak için son sürat yol alıyorlar. Anayasa değişikliği ile türbanı serbest bırakırken, haklarında dava açan namuslu savcılara ve cumhuriyetin kazanımlarına, laik hukuka sahip çıkan yürekli yargıçlara da "sen bu işten ne anlarsın", "halk çoğunluğu benim peşimde, siz bize tabi olmak zorundasınız" diyerek emirler vermek istiyorlar. "Seslerini kessinler diye yargıçlara % 40 zam yaptık" diyerek Yargıtay üyelerine çıkışıyorlar. Kendilerine yapılan bu baskılara karşı sesini yükselten yargıçların tavrı, Üniversite'li namuslu aydınların da tepkisini çekince bunu devamının geleceğini de çok iyi gördüklerinden 27 Mayıs'ı, Ordu Gençliği'ni, Devrim'i duyunca, ölüm korkusuna kapılıyorlar.

      Kendisine sol ve sosyalist ismini takan ve her türlü darbeye karşıyız diyenlere şunu hatırlatıyoruz: 27 Mayıs bir darbe değildir, toplumun önünü açan ve Türkiye'nin en ileri Anayasası'nı yürürlüğe koyan politik bir devrimdir. Onun için Deniz Gezmiş ve yoldaşları da savunmalarında 1961 Anayasasını ve 1960 devrimini savunmuşlardır.

      Tarih bilinci olmayanlar ve gerçekleri çarpıtanlar er geç tarihin çöplüğüne atılacaklardır. Bu topraklarda er veya geç ulusal kurtuluş savaşına sahip çıkanlar, onun devamcısı 27 Mayıs'a sahip çıkanlar Halk iktidarını kurup bağımsız ve özgür bir ülkede, kardeşçe, yarın kaygısı olmadan yaşayacaklardır. Bu görev Kurtuluş Partililerin omuzlarındadır ve bu görev yerine getirilecektir.

      27 Mayıs 1960 politik devrimini selamlıyor ve bu uğurda şehit düşen yurtsever gençlerimizi bağımsızlık mücadelemizin şehidi olarak kabul ediyoruz.

      Söz veriyoruz, bu ülkede Halk iktidarı mutlaka kurulacak ve Sosyalizmin bayrağı burçlara dikilecektir. 27/05/2008

HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ

İZMİR İL ÖRGÜTÜ

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21.5.2008

Müthiş bir taşlama: 'İrecep Bey!..'

'İrecep Bey!..'
 
'İrecep bey sen bize, meydanlarda söz verdin.
Memleketi düzlüğe, götcem dedin götmedin.
Garşımızda safilce, boynun büküp durdun,
Haydut, hırsız, haksıza, çatcem dedin çatmadın.

 
Müslümanız çok şükür, Batıyınan işimiz
Olmaz bizim, bizlere yeter gendi aşımız,
Dedin emme, sayende, tasmalandı başımız,
IMF cavırını, atcem dedin, atmadın.

 
Kerkükte gızanları, Kürde teslim eyledin,
Türk'e vurana güldün, vurulanı payladın,
Bir ara sevindiydik, böyük laflar eyledin ,
Kerkük gırmızı çizgim, gitcem dedin gitmedin.

 
Bizden oy ister iken, cavırlara hep çattın,
Denizli meydanında, bol bol palavra attın,
Amerika'ya karşı, söyle bakam, ne ettin,
Çilli horozlar gibi, ötcem dedin ötmedin.

 
Push denen o pis cavir, şeyhin mi oldu senin,
El pençe divan durdun, her lafına sen onun,
Bir tek vatansever yok, hayalin dolu dört yanın,
Memleket davasını, gütcem dedin gütmedin.

 
Mesuttan gurtulduyduk, rahmet okuttun ona,
Nah bu eller gırılsın, daha oy versem sana,
Rezil rüsvay eyledin, bizi tekmil cihana,
Devleti böyük devlet, etcem dedin etmedin .

 
Aşiret artığından, gorkup gaçacak millet,
Esgerinin başına, çuval geçecek millet,
Senin gibi içi boş, balon seçecek millet,
Değildik, yemin ettin, dutcem dedin dutmadın.'

İlhan Esen
Eskişehir Sakarya Gazetesi Şener Yılmaz 'ın köşesinden

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17.4.2008

17 Nisan Eğitim Bayramınız Kutlu Olsun!

Dün, 16 Nisan günü, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği'nin ödül töreni için Balçova'da, Ekonomi Üniversitesi'ndeydik.

İzlence "Dünyanın Bütün Çiçeklerini Getirin Bana" şiiri ve "Mandolin Çalan Kız" belgeseli ile açıldı. Balçova Belediye Başkanı Mehmet Ali Çalkaya'nın "hoşgeldiniz" konuşması salonu coşturdu ve kuvvetli alkışlarla ara ara kesildi. Konuşmanın ardından ÇYDD Genel Başkanı Sayın Türkan Saylan'a YKKED 2008 Aydınlanma Ödülü verildi. Çok şiddetli ve coşkulu bir alkış tufanı içinde sahneye çıkan Saylan'a ödülünü Dernek Başkanı Kocabaş verdi. Teşekkür konuşmasına "CHP'nin başında sus pus yöneticiler yerine böyle kükreyebilen yöneticiler görmek istiyoruz." sözü ile başlayan Saylan, tüm yurttaşları sorunun değil, çözümün bir parçası olmaya çağırdı.

Törenin ardından, Dr. Engin Tonguç, Prof. Dr. Türkan Saylan,  CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve ÇYDD Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Türkel Minibaş'ın katılımları ve  YKKED Başkanı Prof. Dr. Kemal Kocabaş'ın yönetimiyle sunulan panel bölümüne geçildi. Dr. Engin Tonguç, böylesi bir eğitim bayramının dünyada tek olduğunu, kendilerinin bizden sonra ne olur diye düşünürken örgütlenme çalışmasının kendi kuşaklarından değil, onların çocuk ve torunlarından geldiğini, bu yönüyle YKKED örgütünün de Dünya'da bir ilk olduğunu söyledi.

Konuşmacılar Köy Enstitüsü gerçeğini tüm boyutlarıyla ortaya koyarken, değişen yurt koşulları nedeniyle, bu önemli deneyimin günümüzün koşullarına uyarlanması gerektiğini söylediler. Bu noktada temel sorunun siyasal istenç olduğu ve iktidar ele geçirilmeden geliştirilecek projelerin anlam ifade etmediği belirtildi. ÇYDD yöneticisi olan her iki katılımcı Minibaş ve Saylan ise mevcut iktidarlara demokratik baskı uygulanarak Köy Enstitüleri yeniden canlandırılamasa bile, YİBO(Yatılı İlköğretim Bölge Okulu) gibi yapılanmaların daha sağlıklı hale getirilebileceği noktasını vurguladılar.

Milletvekili İnce ise Meclis'teki eğitimle ilgili çalışmalarını aktardı. Kendi anladığı Cumhuriyet kavramını yaşadığı bir gerçekle anlattı. 1973'ün Ağustos ayında Yalova'nın bir köyünde, sığır güderken, köye İsmet Paşa'nın geldiğini duymuş. Sığırları dama bağladıktan sonra köy meydanına koşup İnönü'nün elini öpmüş. İnönü çevresindekilerle konuşurken, İnce'nin gözü karşısında duran kız çocuğunun parıl parıl parlayan kırmızı ayakkabılarına takılmış ve gözünü uzun süre bu ayakkabılardan alamamış. Yıllar sonra milletvekili olarak meclise girdiğinde, o kız çocuğunun İnönü'nün torunu Gülsün Bilgehan olduğunu anlamış. Bilgehan da Meclis'te milletvekili olarak bulunuyormuş. Bir çobanın bir paşa kızı ile aynı noktaya gelebilmesine olanak tanıyan bu düzenin Cumhuriyet olduğunu vurgulayan İnce'nin bu aktarımı son sözleri oldu ve büyük bir alkış aldı.

Panelin sonunda, toplantıya katılan tüm Köy Enstitüsü Mezunu Öğretmenlerimize ödülleri verildi. Son olarak salonu tıka basa dolduran 800 kadar izleyici sahnenin önünde toplanarak, sahnedeki 80'lik delikanlılara Ziraat Marşı'nda eşlik etti.

Derneğin çalışmalarını çok beğendiğim için ve Ziraat Marşı'nın bana verdiği coşku ile bugün gelip bu yazıyı yazdım ve Facebook'ta Dernek'i tanıtıcı bir sayfa hazırladım.

Facebook sayfasında, İnternet'te bulunabilen tüm Köy Enstitüsü videoları, çok sayıda fotoğraf, sözleriyle birlikte Ziraat Marşı mp3'ü, bazı şiir ve yazılar var. Hatta 68.yıl etkinliklerinin kullanıcılara duyurulması için "Etkinlik Takvimi" dahi oluşturdum. İşte o sayfa:

http://www.facebook.com/pages/Yeni-Kusak-Koy-Enstitululer-Dernegi-YKKED/12036777997

Ziraat Marşı

Mp3 Biçimindeki Marşı İndiriniz


Sürer, eker, biçeriz, güvenip ötesine
Milletin her kazancı, milletin kesesine,
Toplandık baş çiftçinin Atatürk'ün sesine,
Toprakla savaş için ziraat cephesine.


Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz,
Biz yurdun öz sahibi, efendisi köylüyüz.


İnsanı insan eden, ilkin bu soy, bu toprak.
En yeni aletlerle en içten çalışarak,
Türk için yine yakın dünyaya örnek olmak,
Kafa dinç, el nasırlı, gönül rahat, alın ak.


Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.


Kuracağız öz yurtta, dirliği düzenliği.
Yıkıyor engelleri, ulus egemenliği
Görsün köyler bolluğu, rahatlığı, şenliği.
Bizimdir o yenilmek bilmeyen Türk benliği.


Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.


Güfte:
Behçet Kemal ÇAĞLAR
Beste: Ahmet Adnan SAYGUN


Saygılarımla...

Barış Özel


Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->