10.12.2009
Karamanlı Nevzat - Batı'dan gelen açılım mektubu
Açılın dostlarım Anadolu'da,
Bölünerek güle güle açılın,
El verirken sakınmayın kolu da,
Kopacağı bile bile açılın.
Açılmazsan bil ki kabuğun çatlar,
Umulmadık yerde bombalar patlar.
Kaldırılsın artık kırmızı hatlar,
Çizgileri sile sile açılın.
Söylüyoruz size burdan kaç aydır,
Ulus devlet deprem yapan bir faydır.
Bölününce yönetmesi kolaydır,
Ülkenizi böle böle açılın.
Kıbrıs'ta "Yes Annem" dedirten biziz,
Her yerde terörü kudurtan biziz.
Herkese sözünü yedirten biziz,
Sözümüze gele gele açılın.
Dünyada Batı'nın kırbacı şaklar,
Bunu öğrenmeli yeni kuşaklar.
Sizi destekliyor bizim uşaklar,
Ordan öğüt ala ala açılın.
BOB'u kurup eşbaşkanı olun siz,
Yeni Osmanlıyı orda bulun siz.
Açıldıkça yerinizde kalın siz,
Zevkten köşe ola ola açılın.
Nevzat açılmasın kapalı kalsın,
O hãlã uluscu sazını çalsın.
Evrilmesin orda dinozor olsun,
Ona kara çala çala açılın.
Halk Ozanı Karamanlı Nevzat
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2.12.2009
Sait Faik - Mektup
“Ne
desem yalan gibiydi. Selviler Arnavutköyü’ne doğru mırıldanıp dururdu.
Bir taka İstanbul’a gider, bir yelkenli, böcek yüklü bize gelirdi.
Tepelerden, “Kırk katır mı istersin, kırk satır mı?” diyen, bir masal
cezası havası eserdi.
Rıhtımın kırık taşına oturmuştuk. Bulutlar yıldızlara bir şeyler götürürdü. Beklerdik. Masalımıza aydan çocuklar gelecekti.
Sizi iskelesine bıraktıktan sonra, ikinci mevkide oturmuş, dünyada ilk yazıyı yazanı düşünüyordum.
Şiir,
muhakkak ki, yazının ta kendisi… Orman, deniz, çiçek, yemiş, böcek,
kuş, güzel insan olur da, şiir olmaz olur mu? Yazıdan evvel sanırım,
resim vardı. Yazı çok sonraları icat edilmiştir diye bir şey
söylemeyeceğim. Beni âlim sanırlar da alay ederler! Yazı üzerine hiçbir
deneme okumadım. Onun üzerine düşünmek istiyorum. Demek söylemekten
usandığımız, konuşmak istemediğimiz bir gün gizlice; –bakın bu gizlice
kelimesini iyi buldum–kendimiz hitap ettiğimizin yanında bulunmadan,
sesimiz işitilmeden söylemek zorunda kalmışız… Bu iş nasıl olur? diye
düşünmüşüz. Yazıyı belki binlerce, milyonlarca insan okuyor. Ama yazı
bunun için uydurulmuşa benzemiyor pek… Olamaz, ilk defa birçokları için
yazmadık. Kendimiz olmadan sesimiz duyulmadan, başka birisine, bir tek
kişiye bir şey söylemek için bir takım şifreler düşündük. Yazı sizin
için yazıldı. Bu yüzden uyduruldu. Bir türlü “seviyorum” diyemedik.
Belki de ilk defa iki kol resmi, iki dudak resmi, sonradan kalbin
biçimini öğrenince onun resmine bir ok batırarak derdimizi dökmeye
çalıştık. Baş başa, karşı karşıya, çoktan riyakâr olmuştuk. Daha samimi
olmamız gerektiğinde utandık. Bu utanmadan yazı doğdu. Baş başa
konuşurken ne kadar coştuk, neler söyledikse o kadar hataya düşüyorduk…
Yalnız başımıza oturduğumuzda kafamız daha başka türlü işliyordu. Biraz
evvel söylediklerimize pişman olmuştuk. Bak şimdi ne kadar güzel
düşünüyorduk. Düşünmek; yazı düşünmekten doğdu. Konuşurken düşünmüyor
muyduk? Düşünüyorduk ama hatalara düşüyor, bir türlü onaramayacağımız
haltlar karıştırıyorduk. Sonradan ne kadar pişman oluyor, söylediğimiz,
hırsla söylediğimiz bir sözden ne kadar utanıyorduk.
Yazı
daha hesaplıydı. Hatta yazıyla düşündüklerimizi, yeni baştan
istediğimiz kadar düzeltebiliyorduk. O halde; demek yazı, konuşmadan
daha samimi değildir. Konuşurken elbet daha samimiyiz.
Hem
öyle hem değil. Yalan söylemek gerektiği zaman kâğıda kaleme sarılanlar
olabilir. Ama ilk yazıyı yazan adamın yalan söylemek için yazdığını
sanmıyorum. Belki olmayacak hülyalarını söylemiştir. “Ben yalnızken
başka türlü düşünüyorum. Sen o söylediklerime aldırma! Onlar da yalan
değildi, ama tashih edilmemiş şeylerdi. Bak bugün dün söylediklerimi
yeni baştan düşündüm, düzelttim!”
Ah
bu ilk yazıyı yazan adam! Bu ilk vesikayı bulsam, birçok şey
öğrenebilirdim. Acaba iki kişi oturup, bir takım resimleri mi
düşündüler? Eğlence için mi bu işi yaptılar? Yoksa birinin bir derdi mi
vardı?
İlk
yazı bir erkekten mi kadına yazıldı, yoksa kadından mı erkeğe? Bana
öyle geliyor ki, ayrı iki cins insan tarafından bir yazı ötekine
gönderildi. Bu bir mektup muydu, yoksa bir şiir mi? Galiba resimdi. Hem
şiir, hem resim, hem mektuptu. İki dudak resmi
mi vardı? Yoksa iki kol birbirine mi sarılmıştı? İki işaretten mi
ibaretti? Yoksa “Gel kızım” demek için uzun saçlı bir kadına bir adım
mı attırıyor, bir küçük kulübeyi mi işaret ediyordu? Küçük küçük
çocuklar mı yapmıştı?
…
Biz
artık yazının canına okuduk. Onu nelere alet etmedik. İçimizin,
beynimizin, güzel, tashihli taraflarını söyleyemediğimiz, söylemeye
sıkıldığımız, utandığımız, hem temiz, hem de güzel olduklarına
inandığımız şeyleri anlatmak için uydurduğumuz bu işaretleri, artık
kepaze ettik. Yalan söylemek için, birini aldatmak için, bir kötü fikri
müdafaa etmek için kaleme sarılanlarımız oldu. Bak gör ki, şu
insanoğlunun elinde kala kala, hep güzelleri kaldı. Onun için yazı
yazmaktan korkmamalı. Kötüsü üç günlük, üç seneliktir. İyisi tarih
olduğundan beri bize kalıyor. Kaybolan, yalnız, sevgiliye yazılmış,
uydurulmuş ilk mektup… Merak ettiğim hep o ilk ve en güzel yazı…”
Sait Faik Abasıyanık
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24.11.2009
Neyzen Tevfik - Demokratik İdare
Kim demiş bizde bir demokratik idare yoktur,
Ne demek, olmasa elbet dışardan alırız!
Sırr edip karne usûlüyle o gümrük malını,
Karaborsaya verir, biz bize benzer kalırız.
Neyzen Tevfik
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8.10.2009
Karamanlı Nevzat - Ben demokrat değilim
Ben demokrat değilim (Ağabeyim, arkadaşım, öğretmenim Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı'yı saygı ile anıyorum)
Ekonomiyi satış, kültürümüzü Arap, Görenler demokratsa, ben demokrat değilim. Milleti afyonlayıp, başına kara çorap, Örenler demokratsa, ben demokrat değilim.
Terörü kolluyorsa demokrasi kulisi, Nasıl görev yapacak kaymakamı, valisi? Görevinin başında mehmetçiği, polisi, Vuranlar demokratsa, ben demokrat değilim.
Neden kurmak isterler ikinci cumhuriyet? İlkini yıkmak için böyle çok mu hürriyet? Atatürk'ü dışlayıp, bilmem kimden zürriyet, Verenler demokratsa, ben demokrat değilim.
Güya sanat yaparlar barda çekip kafayı, Eşi, dostu kollayıp sürüyorlar sefayı. Birbirinden ayırıp Kemal'i Mustafa'yı Yerenler demokratsa, ben demokrat değilim.
Şehidi kelle gören şaşırır nisabını, Sayın diye niteler insanlık kasabını. Teröristi aklayıp, gaziden hesabını, Soranlar demokratsa, ben demokrat değilim.
Emperyalist plana kimler oluyor alet? Onlar için gerçekler sanki birer hayalet. Bu vatanı bölerek orda burda eyalet, Kuranlar demokratsa, ben demokrat değilim.
Soros'un vakıfları acep kimleri besler? Altanlar, Karakaşlar neden dinciyi süsler? Uraslar, Çalışlarlar, Çandarlar, Karasesler, Oranlar demokratsa, ben demokrat değilim.
Nevzat, demokrasinin özüne saygılıdır. Laiklik ilkesini bozandan kaygılıdır. Yurtsevere karayı, utanmadan kaç yıldır, Sürenler demokratsa, ben demokrat değilim.
Halk Ozanı Karamanlı Nevzat Not: Bu taşlama, 21 Ekim 1999 günü katledilen Kemalist Şehit Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı'nın, "Ben demokrat değilim" başlıklı yazısından esinlenerek yazıldı.
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
6.10.2009
Karamanlı Nevzat - Ağlanacak bu hãle, helãl olsun gülene
Ortam cadı kazanı, kaynıyor fokur fokur, Düzenbaz tezgãhında hergün tuzaklar dokur. Cahiller meydanlarda ãlime meydan okur, Palavra pek yakışır atmasını bilene, Ağlanacak bu hãle helãl olsun gülene. Kifayetsiz muhteris siyasette liderse, Matah sanıp izlerler o nereye giderse. Kaval gibi dinlenir, alkışlanır ne derse, Seçmenler koyun olur gütmesini bilene, Ağlanacak bu hãle helãl olsun gülene. Marifetli sayarlar usulle aşırırsan, Yolu bile çalarlar yönünü şaşırırsan. Hırsızlık risksiz meslek bekçiyle anlaşırsan, Haram lokma şifadır yutmasını bilene, Ağlanacak bu hãle helãl olsun gülene. Zengine satılana kimse ahlãksız demez, Gazete yazmaz bunu, televizyon söylemez. "Düzeyli birliktelik" nikãh mikãh istemez, Kahpelik şöhret sağlar yatmasını bilene, Ağlanacak bu hãle helãl olsun gülene. Ayak bağı olmaz hiç geçmişinden kalanlar, Yeter ki kullansınlar sana selãm salanlar. Suçları arındırır itirafçı yalanlar, İtibar kazandırır ötmesini bilene, Ağlanacak bu hãle helãl olsun gülene. Dinsizi, imansızı dincilerle kol kola, Alnı secde görmemiş, sanırsın ki bir molla. Dünkü koyu Marksistler şimdi sövüyor sola, Döneklik kãr sağlıyor satmasını bilene, Ağlanacak bu hãle helãl olsun gülene. Nevzat benzemez öyle, mazluma sövenlere, Eşeği bırakıp da semeri döğenlere. Sözleri zalimlere, zalimi övenlere. Öfke baldan tatlıdır, tatmasını bilene, Ağlanacak bu hãle helãl olsun gülene. Halk Ozanı Karamanlı Nevzat
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|